Öz İletişim İş Sendikası

Gönüllerde Taht Kuran Bir Meslektaş: Halil ÖNALEMDAR Abi

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn…

“Bizşüphesiz (her şeyimizle)
Allah’a aitiz ve (sonunda) yine
O’na döneceğiz.”
(Bakara, 2/156)

Bazı vedalar vardır, insan ne söyleyeceğini bilemez. Kelimeler boğazda düğümlenir, cümleler yarım kalır. Çünkü bazı insanların ardından söylenecek söz, onların bıraktığı hatıranın yanında hep eksik kalır.

Kıymetli meslektaşımız, sendikamızın değerli üyesi Halil ÖNALEMDAR abinin ardından bu satırları kaleme almak da işte böyle zor.

İnsan bazen bir meslektaşını değil, çalışma hayatının bir parçasını, bir hatırayı, bir dönemi uğurladığını hissediyor.

Tam da böyle bir zamanda Necip Fazıl’ın dizeleri geliyor akla:

“Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?”
— Necip Fazıl Kısakürek

Evet…

Belki de ölüm, geride kalanlara hayatın en büyük sorusunu yeniden sorduruyor:

Giden mi uzaklaştı, yoksa biz mi hâlâ olduğumuz yerdeyiz?

Halil abiyle çok yakın bir mesaim olmadı. Ancak pazarlama faaliyetleri başta olmak üzere birçok konuda zaman zaman istişare eder, fikir alışverişinde bulunurduk.

Her karşılaşmamızda işine olan hâkimiyeti, meseleleri çözme biçimi, samimiyeti ve kendine has üslubuyla hafızamızda yer eden bir isimdi.

Taşeron süreci, kadroya geçiş dönemi ve sonrasında uzmanlık görevinde de aynı Halil abiyi gördük:

Aynı duruş…
Aynı samimiyet…
Aynı özveri…

Çalışma hayatının yoğunluğu içerisinde insanın yüzünü güldüren, en sıkışık zamanda dahi bir tebessüm vesilesi bulabilen o kendine has mizahı da onun ayrı bir güzelliğiydi.

O anlarda belki sıradan görünen bu küçük karşılaşmalar, bugün geriye dönüp baktığımızda insanın hafızasında kıymetli hatıralara dönüşüyor.

“Pazarlama” denildiğinde akla gelen; meseleyi anlayan, çözüm üreten, işi takip eden, gerektiğinde sorumluluk alan ve en önemlisi işi bitiren bir anlayışı vardı.

Fakat bugün onu sadece iş hayatındaki yönleriyle anlatmak eksik kalır.

Çünkü insanı asıl yaşatan, geride bıraktığı unvanlar ya da yaptığı işler değil; insanların gönlünde bıraktığı izdir.

Halil abinin de gönüllerde bıraktığı iz, yaptığı işlerden çok daha büyüktü.

Kalbi merhamet doluydu.

İnsanlara yaklaşımında, çalışma arkadaşlarıyla kurduğu ilişkide ve hayatın içindeki duruşunda bu merhametin izlerini görmek mümkündü.

Belki de bu yüzden bugün onun ardından duyduğumuz üzüntü, yalnızca bir meslektaşımızı kaybetmenin hüznü değil.

Bir insanı, bir dostu, bir ağabeyi uğurlamanın hüznü…

Çünkü bazı insanlar görevleriyle anılır, bazıları ise duruşlarıyla.

Halil abi de geride bıraktığı yıllar, emekleri, çalışma arkadaşları ve güzel hatıralarıyla hatırlanacak.

Bugün onun ardından konuşurken aslında biraz da kendi faniliğimizi düşünüyoruz.

Aynı koridorlardan geçen, aynı masalarda oturan, aynı telaşların içerisinde koşturan insanların bir gün aramızdan ayrılabileceğini hayat bize bir kez daha hatırlatıyor.

Dün birlikte çalıştığımız bir insan, bugün bir hatıra…

Dün sesini duyduğumuz bir meslektaş, bugün ardından dua ettiğimiz bir kardeş…

Hayat işte böyle.

İnsan dünyaya geliyor, çalışıyor, üretiyor, dostluklar kuruyor, izler bırakıyor…

Sonra bir gün sessizce göç ediyor.

Geride kalanlara ise hatıraları ve duaları kalıyor.

Halil abinin ardından bizlere de düşen budur.

Kırgınlıkları unutmak, güzel hatıraları çoğaltmak ve gidenlerin ardından hayırla dua etmek…

Rabbim kendisini rahmetiyle kuşatsın. Mekânını cennet, makamını âli eylesin. Geride bıraktığı ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve bütün mesai arkadaşlarına sabır ve metanet versin.

Biz onu güzel hatırlayacağız.

İşine olan bağlılığıyla,
samimiyetiyle,
mizahıyla,
“halledilir” diyerek meselelerin üzerine gidişiyle
ve en çok da iş bitiriciliğiyle…

Ama bugün bütün bunların ötesinde, merhametiyle hatırlayacağız.

Şimdi o güzel kalbin sahibi, Sevgililer Sevgilisi’ne kavuştu.

Belki bizim için erken, belki beklenmedik bir ayrılık…

Ama biliyoruz ki insan bu dünyada misafir.

Vakit geldiğinde herkes geldiği yere, Rabbine dönecek.

Nitekim Rabbimiz buyuruyor:

“Her nefis ölümü tadacaktır.”

Halil abi de bugün bizlere bu hakikati bir kez daha hatırlatarak aramızdan ayrıldı.

Belki de onun ardından söyleyebileceğimiz en güzel söz, Sezai Karakoç’un şu dizelerinde saklı:

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili
En sevgili
Ey sevgili…

Sezai Karakoç

Halil abi artık Sevgililer Sevgilisi’ne kavuştu.

Bizlere ise güzel hatıraları, bıraktığı izleri ve ardından edeceğimiz duaları kaldı.

Belki kelimelerimiz eksik kalır, belki cümlelerimiz yarım…

Ama bazen bir Fatiha, söylenebilecek en güzel veda olur.

Bu yazıyı okuyan her dostumuzdan ricamızdır:

Halil Önalemdar abimizin ruhu için bir Fatiha okuyalım.

Belki biz burada birkaç satır yazdık.

Ama asıl önemli olan, onun ardından göğe yükselen dualardır.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun Halil abi.

Hakkımız varsa helal olsun. Sen de hakkını helal et.

Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın, kabrini nur eylesin, mekânını cennet eylesin.

Geride bıraktığın ailene, sevenlerine ve bütün mesai arkadaşlarına sabır versin.

Allah rahmet eylesin.

Fatiha…

Muhsin Ertuğrul Kemikli
Kültür Sanat Komite Başkanı