Öz İletişim İş Sendikası

HIDIR YILDIRIM İLE MEHMET AKİF İNAN ÜZERİNE SÖYLEYİŞİ

 

 

 

 

 

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu

Varıp eşiğine alnımı koydum

Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu

 

Gözlerim yollarda bekler dururum

Nerde kardeşlerim diyordu bir ses

İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin

Unuttu mu bunu acaba herkes

 

Burak dolanırdı yörelerimde

Mi’raca yol veren hız üssü idim

Bellidir kutsallığım şehir ismimden

Her yana nur saçan bir kürsü idim

 

Hani o günler ki binlerce mü’min

Tek yürek halinde bana koşardı

Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine

Cevaba erişen dualar vardı

 

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma

Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım

Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı

Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım

 

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde

Götür müslümana selam diyordu

Dayanamıyorum bu ayrılığa

Kucaklasın beni İslâm diyordu

 

Mehmet Akif İnan

 

Mehmet Akif İnan denilince akla Mescid-i Aksa şiiri gelir. Mehmet Akif İnan bu şiiriyle; Kudüs Şairi, olarak sonsuza denk anılacaktır. Merhum şair, yazar, eğitimci ve sendikacı Mehmet Akif İnanın vefatının 21. Yılında rahmet ve özlemle Yad ediyoruz.

 

Vefa ve unutulmayanlar dosyamızda her dem var olacak olan Merhum Mehmet Akif İnan ile ilgili birçok çalışması bulunan Eğitimci Yazar Hıdır Yıldırım ile Merhum Mehmet Akif İnanı konuşacağız. Değerli vaktini bizlere ayırdığı için Hocamıza Öz İletişim İş Sendikası Kültür Sanat Komitesi olarak teşekkür ederiz.

 

Hocam röportajımıza sizi tanımayla başlayalım. Hıdır Yıldırım Kimdir?

 

1972 yılında Kütahya’da doğdu. İlkokulu, Evliya Çelebi İlkokulu’nda bitirdi. Ortaokulu ve liseyi Kütahya İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladı. Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.

 

Bir süre gazetecilik yapan Yıldırım, 1998 yılında öğretmenliğe başladı. Kütahya’da ve Ankara’da çeşitli okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu dönemde çeşitli kademelerde ve çeşitli unvanlar taşıyarak Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen bünyesinde amatör ve profesyonel sendikacılık yaptı.

 

Yıldırım, yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli sempozyumlar düzenledi; eğitim, kültür, sanat ve hukuk alanında çok sayıda süreli ve süresiz yayının editörlüğünü yürüttü, yayınını yönetti, pek çok kitabı yayına hazırladı. Hece, Yedi İklim, Eğitime Bakış gibi dergilerde yazıları yayımlandı. Yıldırım’ın ayrıca eğitim, sendikacılık, kurumsal tarih, biyografi konularında yayımlanmış telif kitapları bulunmaktadır.

 

Yıldırım, 16 Mart 2017 tarihli ve 30009 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2017/9974 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyeliğine seçildi.

 

Hıdır Yıldırım, evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Hocam Mehmet Akif İnan Başkanımızın bu yıl vuslatının 21. Yıl dönümü ve bu vesile ile bir araya geldik. Büyük dava adamları güzellikleri her dem buluşturmaya devam ediyor. Allah onlardan razı olsun. Bu bağlamda Mehmet Akif İnan sizde neyi çağrıştırıyor?

 

Mehmet Akif İnan, medeniyetimizin yaşadığı sarsıntı sürecinde bir inkırazla karşı karşıya kalmamak için bütün varlığını medeniyetimize dayanak olarak sunan ve hayatını bütün aşamalarıyla bir mücadeleye adayan güzel adamlardan birisidir. Cahit Zaridoğlu’nun bir şiirinden ilhamla müşahhaslaştırılarak “Yedi Güzel Adam” olarak tesmiye olunan adamlardan biridir.

 

Mehmet Akif İnan, Yedi Güzel Adam’dan dışa dönük olanıdır. Yedi Güzel Adam içerisinde aksiyona ilişkin teorisini, düşüncelerini, hareket planında en fazla pratiğe dökmüş olanı Mehmet Akif İnan’dır. Mehmet Akif İnan, bir duygu ve düşünce adamı olarak şiir ve yazılarıyla ortaya koyduğu duruşu, bir hatip olarak kitleleri etkilemek ve yönlendirmek, bir sendika lideri olarak kurumsal bir bünye halinde inşa, sevk ve idare etmek suretiyle başka bir boyuta taşımıştır. Bu yönüyle Yedi Güzel Adam’ın diğer altısından farklıdır. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında bilhassa Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen teşkilatlarının organize ettiği etkinliklerle Mehmet Akif İnan anılmakta, düşünceleri ve eserleri anlaşılmaya çalışılmakta, mücadeleci yönü irdelenmekte ve örneklenmektedir. Bu ayrıcalıklı durum, Mehmet Akif İnan’ın bir düşünce adamı olmanın ötesinde bizzat sahaya inerek düşüncesini örgüt çatısı altında somut varlığa dönüştürmüş ve eyleme dökmüş olması dolayısıyladır.

 

  1. yüzyılın ortalarında İslamî harekete öncülük edenler, hırpalanan, örselenen medeniyet değerlerini ihya gayreti güdenler, geniş bir yelpazede kabiliyet kesb etmek ve buna uygun bir mesai ortaya koymak durumunda oldular. İlk gençlik çağlarından itibaren kendisini mücadelenin içerisinde bulan Mehmet Akif İnan da bu çerçevede çok yönlü bir şahsiyettir. 60 yıllık ömrü boyunca uğraşı alanları itibariyle tavsif edilecek olursa, şair, yazar, öğretmen, sendikacı, mütefekkir, yayıncı, hatip, aydın, sanatçı kelimeleriyle ifade edilebilecek çalışmalar içerisinde olmuştur. Mehmet Akif İnan, bütün bu unvanların ve uğraşıların içini fazlasıyla doldurmuş, hakkını vermiş ve her birinin icrasında ayrı ayrı büyük başarılar sergilemiştir.

 

Bir önceki sorumuza ilave olarak; Mescidi-i Aksa şiiri dolayısıyla  ;Kudüs Şairi ; olarak anılan Mehmet Akif İnan Başkanımız şair, yazar, eğitimci ve sendikacı olarak anılmaktadır. Sendikacı Mehmet Akif İnan sizlerde ne çağrıştırıyor?

 

Mehmet Akif İnan, alanının teorisini anlatan bir edebiyat öğretmeni değildir. Türkiye’de edebiyat akademisyenlerinin ve edebiyat öğretmenlerinin büyük çoğunluğu esersizdir. Mehmet Akif İnan, kendi edebi anlayışı çerçevesinde şiir ve nesir olmak üzere eser vermiş üretken, aynı zamanda medeniyet değerleri bağlamında mesleğinin öneminin farkında olarak mesleğinin çilesini çekmiş bir edebiyat öğretmenidir. Mehmet Akif İnan, bir öğretmen, bir kamu çalışanı, bir Müslüman aydın olarak hem mesleki olarak eğitim çalışanlarının doğru temsille sendika çatısı altında sosyal ve ekonomik gelişimlerine katkıda bulunma hem de ait olduğu medeniyet değerlerinin yeni ortaya çıkan bir hizmet alanında temsil edilmesi bakımından önce 14 Şubat 1992 tarihinde Eğitim-Bir-Sen’i, ardından da 9 Haziran 1995’te Memur-Sen Konfederasyonu’nu kurmuş vefatına kadar da her iki kurumun Genel Başkanlığını yürütmüştür. Türkiye’de bugün, Mehmet Akif İnan’ın öncüllerinin, çağdaşlarının ve ardıllarının ortaya koyduğu düşünce doğrultusunda en etkili temsili yerine getiren Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’i kurmuş olması Mehmet Akif İnan’ı bir başka boyuta taşımıştır.

 

Bir medeniyet kaygısı içerisinde bulunan, değerleriyle barışık, her platformda değerlerinin yaşatılması mücadelesi vermiş milli duruş sahibi kamu çalışanları 1990 yılından itibaren sendikal alandaki temsili yerine getirmek üzere toplantı ve istişarelerle arayış içerisine girmişlerdir. Evlerde, derneklerde, vakıflarda toplantılar yapılmış, eksiksiz yola çıkabilmek, bütün ülkeyi kuşatacak, geleceği şekillendirecek, büyük sorumluluklar yüklenecek sağlıklı bir yapı oluşturabilmek için titiz bir çalışma yürütülmüştür. İstişareler, hareketin liderliğini yapacak kişi üzerinde yoğunlaşmış; ilkeli, idealist, birleştirici vizyonu, karizması olan; kucaklayıcı, sürükleyici bir lidere ihtiyaç olduğu neticesine varılmıştır. Bu hususta, aranılan vasıfları şahsında toplamış, Ankara Fen Lisesi Edebiyat Öğretmeni Mehmet Akif İnan’a teklif götürülmesinde ittifak edilmiştir. Ey Beyaz Ela şiirindeki bir beytinde “Bir adım atarsak kafes kırılır / Belki birden erir zincirlerimiz” diyen Mehmet Akif İnan, Eğitim-Bir-Sen’in kurucu genel başkanı olarak görev üstlenmiş, kalemiyle ve kelamıyla sürdürdüğü mücadelesini, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı unvanıyla vefatına değin, 8 yıl bir sendika lideri olarak örgütçü kimliğiyle sürdürmüştür.

 

Mehmet Akif İnan’ın kurduğu Eğitim-Bir-Sen bugün Türkiye’nin en büyük sendikası, Memur-Sen de Türkiye’nin en büyük konfederasyonudur.  “Milli Eğitim Bakanı olmaktansa en büyük sendikanın genel başkanı olayı tercih ederim” diyen Mehmet Akif İnan, sivil alandaki nitelikli bir yapının önemini idrak etmiş ve çalışmalarını böyle bir yapının inşasına teksif etmişti. Onun bu arzusu, sendikacılıkta onun açtığı yoldan yürüyen ve sendikacılığı onun ortaya koyduğu ilkeler çerçevesinde icra eden muakkiplerinin gerçekleştirdiği çalışmalarla gerçekleşmiş ve 500 bin üyeye yaklaşan Eğitim-Bir-Sen 1 milyonu aşan Memur-Sen ailesi vücuda getirilmiştir. Mehmet Akif İnan’ın en büyük eseri Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’dir. Bu eser, ışığını Mehmet Akif İnan’dan ve diğer öncülerden alarak bugün Türkiye’de demokrasinin, insan haklarının, emeğin en büyük savunucusu olmuş, bunun yanında dünyadaki mazlum Müslümanların en büyük sığınağı haline gelmiştir.

 

Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığının dikkat çekici noktaları onun kişilik özelliklerinde gizlidir. Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığında yapılan işlerin, söylenen sözlerin zamanı, üslubu büyük önem taşımaktadır. Hak etmeden, sorumlulukları yerine getirmeden hiçbir haktan bahsetmemek, iş ahlakını her zaman korumak, yapılan işte en iyiyi meydana getirmek ve bunun karşılığında hakkını mutlaka örgütlü bir mücadele içinde almak Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığının genel çerçevesini çizmektedir.

 

Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığında kırmak, dökmek, başkalarına zarar vermek ve zarar görmek öngörülmemiştir. Sendikal mücadelede öncelikle sorun tespit edilmiş, sorunun boyutu, mahiyeti çizilmiş, çözüm önerileri belirlenmiş ve bu çözüm önerilerinin hayata geçirilebilmesi için örgütlü gücün imkânları devreye sokulmuştur.

 

Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığı, kimseye dayanmadan kendi ayakları üzerine var olma ilkesine bağlı bir sendikacılıktır. Bu sendikacılık kendisini hiçbir siyasal ve ideolojik yaklaşımın kanatları altına sokmamıştır; kendi dinamizmini kendisi oluşturmuştur. Mehmet Akif İnan, örnek bir şahsiyettir. Beyefendi tavırlıdır. Sözü dinlenir, saygındır. Bulunduğu ortamlarda merkez şahsiyettir; son sözü o söyler. Toparlayıcıdır. Giyimi, kuşamı, tıraşı hep özenlidir. Bütün bu kişisel özellikleri bir sendika liderinde bulunması gereken özelliklerdir. O, sendikacılığa başladığında bu nitelikleri edinmek durumunda kalmamıştır, zaten onların sahibidir. Kendine özen gösteren bir kimse olan Mehmet Akif İnan, sendika birimlerinin de belli kalitede olmasına özen göstermiş, şube ve temsilcilik binalarının şehrin merkezinde, iyi tefriş edilmiş, belli standartların üzerinde bir kurumsal kimliğe ulaşmış olmasını bir gereklilik olarak teşkilatına yansıtmıştır.

 

Merhum başkan ile ilgili bir çok değerli anılara aşinalığınız vardır. Bu kapsamda sizi etkileyen bir hatırat var mı ?

 

27 Temmuz 1996. Şair Mustafa Özçelik hocam, beni Kütahya Belediyesi adına organizasyonunu üstlendiği bir şiir şöleninden haberdar ediyor, ‘1. Şair Şeyhî’yi Anma ve Şiir Şöleni’ adıyla icra edilecek etkinlik için davetli şairlerle belediye önündeki parkta buluşulacağını belirterek benim de gelmemi istiyor.

 

Vâki saatte belirtilen yere varıyorum. Şairlerin bir kısmı sabahın erken saatlerinde Kütahya’ya ulaşmış, hatta küçük bir şehrin sırlarını en hâmûş vakitlerinde keşfetmek üzere çıktıkları şehir turunu da tamamlayarak belediye önündeki parkta sohbeti bile koyultmuşlar. Elbette, bu bir kumpanya değil, değişik şehirlerde yaşayan şairler de birbirlerini çoklukla şölenlerde görüyor, birbirleriyle şölenlerde tanışıyor, kaynaşıyor, hasret gideriyorlar. Mürsel Sönmez, Vahap Akbaş, Hüseyin Akın, Süleyman Çelik, Atilla Maraş, Nurettin Durman, Recep Garip, şimdi hatırlayabildiklerim. İsmine bizim gazetelerimizin, dergilerimizin kültür-sanat sayfalarından aşina olduğum değerli şair ve yazarlarla tanışmanın, onların içinde bulunduğu duygu dünyasına dâhil olmaya imkân sağlayan bir ortamda bulunmanın hazzını yaşamaya daha belediye önündeki parkta başlıyorum.

 

İkindiye yakın bir vakitte sendika başkanı Numan Bey, Mehmet Âkif İnan Bey’in otobüsle geldiğini, otogardan almak üzere benim aracımla gidip gidemeyeceğimizi soruyor. Memnuniyetle kabul ediyorum. Mehmet Âkif İnan, kendisini davet eden kurum olan Kütahya Belediyesi’ne, ya da Mustafa Özçelik hocaya değil, kendi teşkilatının, Eğitim-Bir’in Kütahya’daki yöneticilerine haber vererek alınmasını istemiş. Bu, teşkilatçılık bağlamında bir kenara not edilmesi gereken önemli bir yaklaşım, bir ders. Kendi teşkilatını önceleme, teşkilatın yereldeki kadrosunu da bir vesileyle hareketlendirme ameliyesi.

 

Bir süre otogarda otobüsün gelmesini bekliyoruz. O esnada otogarda acentesi bulunan bizim dünyamızdan bir ağabey bizi çay içmeye davet ediyor. Mehmet Âkif İnan Bey’i beklediğimizi söylüyoruz. O halde, Mehmet Âkif İnan Bey indiğinde, misafirimize bir yorgunluk çayı içirelim, diyor. Bir müddet sonra misafirimizin de içinde bulunduğu otobüs perona yanaşıyor. Mehmet Âkif İnan Bey, Nev’î dilince, “Geldümse n’ola ben şuarâ devrine âhır / Âdet budur âhırda gelür bezme ekâbir”  dercesine, otobüsün ön kapısında heybetle dikiliyor, sağa sola bakınıyor, bizi görüyor; iniyor. Kucaklaşıyoruz. Acente sahibi ağabeyimiz de bizimle birlikte karşılamacı. Hemen ardından mezkûr acenteye buyur ediyoruz. Oturur oturmaz elini cebine atıyor, sigara paketini bulamıyor. Otobüste unuttuğunu söylüyor. Yol boyu sigarasını tüttürerek gelmiş, -o vakitler otobüslerde sigara içilirdi- paketini de ikide bir cebinden çıkarmamak için önündeki koltuğun arkasındaki fileli bölüme iliştirmiş. Otobüs henüz peronda duruyor, hemen koşturuyor, paketi alıp getiriyorum. O gün için genelin içmediği, o tadı özellikle arayanlara hitap eden yerli bir sigara kullanıyor. Çayından büyük bir yudum alırken sigarasını da büyük bir keyifle tüttürüyor.

 

Mehmet Âkif İnan Bey’i otogardan aldıktan sonra diğer şairlere katılmak üzere yola çıkıyoruz. Kütahya Belediyesi, etkinliğe katılan şairleri Hıdırlık tepesinde bir piknikte ağırlıyor. Hıdırlık tepesi yolu üzerindeki Maltepe’ye yaklaştığımızda, ressam, nakkaş, müzehhib, ebruzen, neyzen; hulâsa hezârfen Ahmet Yakupoğlu’nun evine uğramak, misafirimize bir farklılık yaşatmak aklımıza geliyor. Bahçesinin bir köşesine yetmişli yılların başında kendi tasarımıyla, -inşasından sonra Kütahya kartpostallarını süsleyen ve Kütahya’nın sembollerinden birisi haline gelen- Çinili Camii’ni yaptıran Yakupoğlu, caminin altında bir Osmanlı evi olarak inşa edilmiş evinde, bahçesindeki çiçekler, türlü türlü meyve ağaçları ve kuş sesleri arasında mücerred hayatını sürdürüyor ve sanatını bu son derece elverişli mekânda icra ediyor. Ahmet Yakupoğlu’nu evde bulamıyoruz. Ancak, Ahmet Yakupoğlu’nun evini çekip çeviren bir bey böyle ziyaretlere karşı peyda edilmiş bir ünsiyetle bizi eve buyur ediyor. Mihmandarımız evin her köşesini gösteriyor, bilgi veriyor. Evin ortasında bir şadırvanın etrafında çok hoş oturma yerleri yapılmış. Su sesinin lezzetlendirdiği, ney sesinin koyulttuğu nice sohbetlerde bulunabilenlere gıpta ettiren bir atmosfer bulunuyor. Resim atölyesi sanatçının bitmiş ve üzerinde çalıştığı resimlerle dolu. Mihmandarımız evi gezdirdikten sonra bahçede heybetli armut ağaçlarının altındaki derin ve serin gölgelikte bize armut ikram ediyor. Mehmet Âkif İnan Bey, sessizleşiyor, içine çekiliyor, derinlere dalıyor, epeyce sonra mihmandarımıza dönerek: “Beni de aranıza alır mısınız? Şurada bir köşede sessizce oturur, hiç kimseyi rahatsız etmeden şiirlerimi yazarım” diyor.

 

Edebiyata girmeyecektik ama, Merhum Akif İnan Edebiyatla Ebedi olmuştur. Yol arkadaşları Yedi güzel adam hakkında neler söylersiniz ?

 

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun 1973 yılında yayımlanmış şiir kitabının adıdır. Yedi Güzel Adam müşahhas isimler değildir, bu nedenle farklı yorumlamalarda bulunulmuştur. Sahabeden yedi ismi işaret ettiğini ifade edenler olduğu gibi, Cahit Zarifoğlu’nun Maraş Lisesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarını ifade ettiği de söylenilmiştir.

 

Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan, 1969 yılının Şubat ayında Edebiyat dergisini çıkarmaya başlamışlardır. 1976 yılında, Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat dergilerinin yayınlarına ara verdiği bir süreçte ise Mavera dergisinin temelleri atılmıştır. Mavera, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Bahri Zengin, Alaeddin Özdenören ve Ersin Nazif Gürdoğan tarafından kurulmuş ve ilk sayısı 1976 yılının Aralık ayında yayımlanmıştır. Ayrıca Akabe Kitabevi ve Yayınevi kurulmuş, Bayındır Sokak’ta ve Zafer Çarşısı’nda iki ayrı kitabevi açılmıştır. Bu aynı zamanda kar beklenmeyen ticari bir ortaklıktır.

 

Ersin Nazif Gürdoğan’ın Mavera dergisine ve bu dergiyi kuran öncü kadroya yönelik değerlendirmeleri şöyledir: “Mavera dergisinin kurucusu değil, kurucuları, girişimcisi değil, girişimcileri, öncüsü değil, öncüleri, şairi değil, şairleri vardır. Yedi sayısının Anadolu insanının yüzyılların içinden, aktarıla aktarıla gelen, çok boyutlu zengin kültür dünyasında, ayrı bir yer tutar. Bu yüzden Zarifoğlu’nun ‘Yedi Güzel Adam’ı, Mavera’nın kurucularını çağrıştırdığı için, Mavera’yı sevenler tarafından benimsenmiş ve kuruculara “Mavera’nın Yedi Güzel Adamı” denilmiştir. Mavera’nın kurucuları, paylaşmasını bilen bir takım çalışması örneği vermişlerdir.” der.

 

Büyük Doğu denilince Necip Fazıl akla gelir, Diriliş denilince Sezai Karakoç akla gelir, Edebiyat denilince Nuri Pakdil akla gelir, Mavera denilince ise kurucu yedi isim akla gelir, burada birinin diğerine önceliği yoktur. Bu çerçevede “Yedi Güzel Adam”ı Mavera dergisi ekibi olarak yorumlamak bana en doğrusu olarak gelmektedir.

 

Yedi güzel adamlardan bir olan Merhum Cahit Zarifoğlu onlar için  ‘Bu insanlar dev midir / Yatak görmemiş gövde midir’  Ülkemizin fikir önderi olan bu insanlarla birlikte olmak Mehmet Akif İnanın Sendikacılık faaliyetlerine etkisi olmuş mudur ? Yani emekçinin haklarını arayan sendikacılık ruhu ile hatırlanan İnanı etkileyen bu kader birlikteliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Edebiyat çevresi Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığa girişini çok da tasvip etmemiştir. Onun sendikacılığını edebiyat için bir kayıp olarak görmüşlerdir. Ancak Mehmet Akif İnan sendikacılık için önemli bir kazançtır. Çünkü, Mehmet Akif İnan bir entelektüeldir. Gerek çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Şanlıurfa’da, gerek daha sonra intikal ettiği Kahramanmaraş’ta gerekse de yükseköğrenim için gittiği Ankara’da hep kültürel bir çevre içerisinde bulunmuş, dergiler çıkarmış, dergi çevrelerinde kümelenen arkadaşlarıyla hep bir kültürel etkileşim içerisinde bulunmuştur. Okuma eylemini asla terk etmeyen Mehmet Akif İnan, okuyan, yazan, düşünen, öğrenen, öğreten, konuşan bir kişi olarak ortaya koyduğu entelektüel birikimiyle sendikacılığa entelektüel bir boyut kazandırmıştır.

 

Mehmet Akif İnan bir şairdir. Şiirde geleneği geleceğe taşıyan bir anlayışın temsilcisi olmuştur. Edebi anlayışının belirgin vasfı geleceğin köklerini maziye bağlama çabasıdır. O, bu anlayışını sendikal duruşuna da taşımıştır. Onun sendikacılığının kökeninde ahilik teşkilatının izleri vardır.  Mehmet Akif İnan’ın şair duyarlılığı aynı zamanda kendisini sendikal metinlerde de hissettirmiştir.

 

Mehmet Akif İnan, bir mütefekkirdir. Geleneğin donattığı düşüncesini, sendikal jargonla yoğurarak Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen’in hafızasına sokmuş, geniş bir kitlenin yararlandığı bir birikimi meydana getirmiştir. Mehmet Akif İnan’ın mütefekkir yönü ve bu alandaki yetisiyle sendikal öncülüğü Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in sağlam bir zeminde yükselmesine imkân sağlamıştır.

 

Mehmet Akif İnan’ın kurduğu ve vefatına kadar da Genel Başkanlığını yürüttüğü Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen bugün Türkiye’nin en büyük sendikasıdır. Eğitim-Bir-Sen, 425 bin üyesiyle eğitim hizmet kolunda ‘Yetkili Sendika’dır. Hükümetle yapılan pazarlıklarda eğitim çalışanlarını temsil etmektedir. Kamu görevlilerinin örgütlendiği yasada tanımlanmış 12 ayrı hizmet kolunun tamamında en çok üyeye sahip olan sendikalar Memur-Sen Konfederasyona bağlı sendikalardır. 12 ayrı hizmet kolunda örgütlenen kamu çalışanlarını Toplu Sözleşme Görüşmelerinde 1 milyon üyeye sahip en büyük Konfederasyon Memur-Sen temsil etmektedir. Mehmet Akif İnan ve öncülerin çaldığı maya tutmuş, medeniyet değerlerinin neşv ü nema bulması, yerli değerlerin her türlü saldırıdan korunması, milletimizin mutlu ve müreffeh yaşadığı Büyük Türkiye’nin yeniden inşası bağlamında tavır ortaya koyan büyük bir yapı ortaya çıkmıştır.

 

Mehmet Akif İnan’ın en büyük eseri Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen, Mehmet Akif İnan’ın adının ve eserlerinin yaşatıcısıdır.

 

Mehmet Akif İnan’ın vefat ettiği 2000 yılında, yayımlanmış dört eseri bulunmaktaydı: Edebiyat ve Medeniyet Üzerine (Deneme, 1972), Hicret (Şiir, 1974), Din ve Uygarlık (Deneme, 1985), Tenha Sözler (Şiir, 1991). Dikkat edilirse, onun sendikacılığa başladığı 1992 yılından sonra kitap yayımlamadığı görülmektedir. Ancak Mehmet Akif İnan, 1970’li yıllardan neredeyse vefatına kadar bazen sık, bazen seyrek aralıklarla gazete ve dergilerde yazı yayımlamayı sürdürmüştür. Bu yazılarını derlediğini, zaman zaman kitaplaştırmak üzere tasnif ettiğini, ancak kitaplaştırmaya fırsat bulamadığını biliyoruz.

 

Eğitim-Bir-Sen, Mehmet Akif İnan’ın vefatının ardından 2006 yılında, sağlığında yayımlanmış bulunan dört kitabının yeni baskısını gerçekleştirerek okuyucunun istifadesine sunmuştur. 2009 yılında ise, benim Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldığım Eğitim-Bir-Sen Genel Yönetim Kurulu’nda, yine benim teklifimle Mehmet Akif İnan’ın kendisinin derlediği ve kitaplaştırmayı düşündüğü yazılarını onun tasnifinden de büyük ölçüde yararlanarak kitaplaştırdık. ‘Mirası Kuşanmak’, ‘Aydınlar Batı ve Biz’, ‘İslam Dünyası ve Ortadoğu’, ‘Siyaset Kokan Yazılar’, ‘Edebiyat, Kültür ve Sanata Dair’ ve ‘Söyleşiler’ kitapları bu çalışmanın ürünü olarak kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının istifadesine sunuldu.

 

Mehmet Akif İnan’ın vefatının 10. yılında ise, onun Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezuniyet tezi olan ‘Cumhuriyet’ten Sonra Türk Şiiri’ni de bularak kitap olarak bastık. Böylece Mehmet Akif İnan’ın 11 kitabı Eğitim-Bir-Sen Yayınları arasında okuyucuyla buluşmuş oldu.

 

2010 yılından itibaren, mezkur 11 kitabın yeni baskılarını gerçekleştirilerek ücretsiz olarak hem Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen teşkilatlarının hem de ilgililerin istifadesine sunuldu. 2013 yılında Mehmet Akif İnan’ın sendikal mücadelesinin en yakından tanığı olan Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in kurucularından Nurettin Sezen’in sendikal hatıralarını ihtiva eden “Tanıklığımla Eğitim-Bir ve Mehmet Akif İnan 1992-2000” adlı kitabı yayına hazırladım. Eğitim-Bir-Sen Yayınları arasında yayımlandı. 2015 yılı başında ise “Doğumunun 75. Vefatının 15. Yılında Mehmet Akif İnan Sempozyumu”nu düzenlendik. Sempozyumda Mehmet Akif İnan bütün yönleriyle bir kez daha derli toplu bir şekilde ele alındı. Ayrıca bildirileri aynı adla kitaplaştırdık. Sempozyum çerçevesindeki diğer faaliyetler bağlamında Yedi İklim dergisi, Ocak 2015 sayısını Mehmet Akif İnan Özel Sayısı olarak çıkardı, Yazar Ali Haydar Haksal “Bir Medeniyet Şairi Mehmet Akif İnan” monografisini yazdı, Yazar Yusuf Turan Günaydın “Mehmet Akif İnan Bibliyografyası” hazırladı, bu iki eser de Eğitim-Bir-Sen Yayınları arasında basıldı.

 

2016 yılında Mehmet Akif İnan’ın, 1996-1997 yıllarında Kanal 7 televizyonunda düzenlediği “Mehmet Akif İnan ile Sohbet” adlı televizyon programının kayıtlarını deşifre ederek kitaplaştırdık. 2017 yılında Mehmet Akif İnan’ın sendikacılığına tanıklık eden 70 kişinin yazılarının yer aldığı “Bilge Sendikacı Mehmet Akif İnan” kitabını hazırladım. 2020 yılında Mehmet Akif İnan külliyatına 4 kitap daha ekledik: “Dışarıda Bırakılmış Şiirler”, “Necip Fazıl – Günümüz Şiirinin Temel Koyucusu”, “Portre Gölgeleri 1” ve “Portre Gölgeleri 2” kitapları Merhum Mehmet Akif İnan’ın vefatının 20. yılında yayımlandı. Ayrıca yine 2020 yılında Mehmet Akif İnan’ın öğretmenliğine tanıklık yapan öğrencilerinin, meslektaşlarının yazılarının yer aldığı “İz Bırakan Öğretmen Mehmet Akif İnan” kitabını hazırladım. Hece dergisi, Ocak 2020 sayısını “M. Akif İnan Özel Sayısı” olarak hazırladı.

 

Mehmet Akif İnan. Bir öğretmendi. Geçimini öğretmenlik yaparak sağladı. Yaklaşık 28 yıl Edebiyat Öğretmeni olarak görev yaptı. Bugün Ankara Fen Lisesi Edebiyat Öğretmeni Mehmet Akif İnan’ın adı Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde 40’a yakın ilk ve orta dereceli okula verilmiş bulunuyor. Şanlıurfa’da adı verilen eğitim ve araştırma hastanesi, Kahramanmaraş’ta adı verilen mahalle, çeşitli illerde adı verilen caddeler, adına açılan bilgi evi ve  kütüphaneler, “Bütün giysileri yırtsak yeridir / Yeter bize vefa elbiseleri” diyen Mehmet Akif İnan’ın milletin reflekslerine sahip olmasının, milletin refleksleri doğrultusunda öne düşüp örgüt kurarak milletin duyarlıklarının kavgacısı olmasının millet nezdindeki karşılığının da ‘vefa’ olduğunu ortaya koymaktadır.  Onun kurduğu Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü, en büyük emek örgütü durumuna erişirken, onun adı da dalga dalga yayılarak daha geniş bir halkada milletin gönlünde kendisine yer bulmuştur. “Kim demiş her şeyin bitişi ölüm / Destanlar yayılır mezarımızdan” beytinin sırrı da herhalde bu olsa gerektir.